Davranış Üzerine Bir Deneme

Davranış, en basit haliyle, bir canlının “yaptığıdır”. Yapılan “eylemler bütününe” davranış denir. Davranış perspektifi psikiyatriyi tüm diğer tıbbi branşlardan ayıran bir perspektiftir. Çünkü beyin dışında hiçbir organ  “davranamaz”. Davranabilmek için girdiyi (input) işleyebilecek ve değişik çıktılara (output) yol verebilecek sofistike bir “işlemci” gereklidir. İnsan beyni modern bilgisayardan farklı olarak (CPU- central processing unit), çok fazla işlemcinin senkron olarak çalıştığı (PDP-Parallel distributed processing)  fonksiyonel bir yapıya sahiptir.

Bunca işlemci nasıl ortak bir karara varır?

İnsan beynindeki senkron çalışan işlemci birimleri bir tek büyük “orkestra şefi” tarafından idare edilir. Bu orkestra şefinin bulunduğu beyin bölgesi beynin en ön kısmında bulunan (frontal lob) kabaca dorsolateral prefrontal korteks (DLPFC) denilen hücre grubunun oluşturduğu fonksiyonel birimdir. Bu birim, beynin tüm kaynaklarını “seçerek” işleyebilir, motive olduğu (istediği ve karar verdiği) düşünce içeriğini eyleme çevirebilir. Eylemlerin tamamını bir “seçim” unsuruna tabi tutarak yönlendirebilecek kudrete sahiptir. Bu duruma istisna olabilecek fizyolojik bir takım şelale reaksiyonlarına (epilepsi nöbeti, tikler vb gibi) engel olamayabilirse de, davranışların çok büyük bir kısmını kendi eleğinden geçirerek değiştirebilecek, durdurabilecek, ve yahut yönlendirebilecek kudrete sahip akıl alması güç bir nörolojik ağlar yumağına hakimdir, ve beynin diğer tüm fonksiyonel birimleri ile beraber (Retiküler,subkortikal sistemler, beynin diğer lobları olan tüm orkestra ile beraber) meydana getirilen eserin (bilinç) temel yöneticisidir.

DLPFC tüm hayvanlarda var mıdır?

DLPFC denilen beyin bölgesi  doğadaki tüm memeli hayvanlarda (primat) vardır. DLPFC denilen bölge hayvanların evrimsel gelişimlerine göre az ya da çok gelişmiştir. Kedinin DLPFC bölgesi örneğin, maymun türlerine göre oran olarak daha küçükken, insan beyninde DLPFC tüm diğer memelilerden çok daha fazla bir orana sahiptir. İnsanı filogenetik olarak kendisine yakın canlılardan (primat) ayıran neredeyse yegane temel  donanım farkı  budur (hardware)  ve evrimsel gelişim sürecinin bir sonucu olarak diğer hayvanlardan daha gelişmiştir. İnsanı insan yapan tüm sofistike motive davranışların (motivated behavior) üretici modülü beyindeki bu bölgedir, insan davranışlarının inanılmaz çeşitliliği insan beynindeki DLPFC’nin bir “davranış jeneratörü” olarak çalışmasının bir sonucudur. İnsanoğlunun kendisine filogenetik olarak çok yakın hayvanlardan (primat) biyolojik ve donanım olarak çok az bir farkı olmasına rağmen arada  çok fazla fark varmış gibi görünmesine yol açan motive davranış çeşitliğinin (ve bunların evriminin)  ana sorumlusunun insan beynindeki görece daha gelişmiş olan DLPFC bölgesi olduğu düşünülebilir.

DLPFC bu kadar çok fazla işlemciyi (PDP) nasıl idare eder?

DLPFC bölgesinde hücreler, insan doğduğundan itibaren çok hızlı bir şekilde gelişmeye başlar. Bu bölgedeki hücreler beynin tüm diğer bölgesindeki hücreler ile  geri dönüşü büyük ölçüde geri dönüşü olmayan bağlantılar kurarak takip edilmesi günümüz biyoteknolojik olanakları ile mümkün olayan bir çeşitlilik ile çoğalarak hücre sayısını artırmaya devam eder. Fabrikadan trafiğe çıkan her araba gibi, hayata gelen her insan beyninde, dışardan gelen uyarılarla (arabanın sürüldüğü yollarla) ve kişinin nasıl eğitildiği ile (arabanın nasıl sürüldüğü ile) değişken olarak geriye dönüşümü olmayan bir donanım değişikliği (hardware) vuku bulur. Ortaya çıkan her “son” donanım birbirinden ufak tefek farklılar gösterir. (aynı fabrikadan çıkan farklı marka arabaların bir çoğunun farklı sürücülerle 10 yıl sürüldükten sonra gelecekleri son halin sınırsız değişik şekilde olabileceği gibi).  İnsan beyni DLPFC bölgesi ve beynin tüm diğer kısımları hayata geldikten çok uzun bir süre boyunca matür hale gelemez, orkestrayı idare edebilecek eğitimi ve kapasitesi yoktur. (Trafiğe çıkan arabanın ilk sürücüsünün ehliyeti ve tecrübesi yoktur, sürücü eğitimi almaz ise araba trafiğe çıktıktan kısa bir süre kaza yapabilir). Bu nedenle insan beyni davranış eğitimi almaya, deneme yanılma yönüyle temel öğrenme teorisi çerçevesinde (eylem, positif kuvvetlendirici, negatif kuvvetlendirici, ceza, ödül vb gibi) sürekli öğrenmeye ve “sürücülük tekniklerini” yıllar boyunca geliştirmeye devam eder.Bu “sürücülük teknikleri” (davranış paternleri) hayat boyu geliştirilmeye ve değişmeye devam edecek olsa da, en hızlı öğrenme sürecini hayatın ilk yıllarında tamamlar. İnsan DLPFC’si (ve frontal korteksin kalan diğer kısımları) diğer tüm beyin bölgelerine göre gelişimini daha geç tamamlar ve çağdaş anlamda  çevresiyle tamamen uyumlu ve standart  “olgun” bir insan davranışı gösterebilmesi için kabaca yaklaşık 15 -20 yıl gerekir. Bu süre insana yakın diğer canlılara göre çok uzun bir süredir. Bu gelişimin tamamlanması değişik kültürlerde ve toplumlarda değişik yaşlara tekabül edebilir  (16, 18, veya 21) . Evrensel anlamda bahsedilen olgunlaşma için yaş olarak hangi sınır seçilirse seçilsin, DLPFC denilen orkestra şefinin toplum normları ile paralel olarak  orkestranın diğer tüm üyeleriyle beraber kulağa hoş gelen bir müzik parçası icra edebildiği  o an kişi “çocukluktan” , “erişkinliğe” terfi eder.

Olgun hale gelmiş DLPFC neler yapabilir?

Her şey ! Sembolik bir anlatımla,  DLPFC beynin hangi eseri icra edeceğine karar verir. Orkestradaki çatlak sesleri genellikle susturur. Susturamadığını “görmezden gelebilir”, ya da başta istenmeyen sesleri zaman içinde  zorla veya şerle orkestraya kendi istediği şekilde “dahil” edebilir. DLPFC, bazen hiç bir şey yapmayıp, orkestradaki sanatçıların spontan üretimlerini de dinleyebilir, onları  kendi istediği müziğe çevirebilir ya da hiç ilgilenmeyebilir. Önemli olan şudur ki, orkestranın tüm diğer üyelerinden gelen spontan  uyarıların, veri niteliği taşıyan girdilerin, dürtü niteliği taşıyan taleplerin değerlendirildiği merkez ve son hiyerarşik birim DLPFC muhakeme merkezidir. Bu merkez,  frontal lobun diğer yardımcı bölgeleri ile beraber sembolik olarak insanı davranışının “değiştirilebilir” yapısının nedeni olan kompleks kortikal  hücre grubudur.

DLPFC davranışları nasıl belirler ve bu sofistike çıktılara yol açan nedensel hücresel bağlantılar bilinebilir mi?

Sinir bilimlerinin günümüzdeki bilgi birikimi beyindeki hücrelerin tam olarak nasıl bir bağlantı ağı kullanarak  nihai kümülatif davranış fonksiyonun üretimine yol açtığı  (bilgisayar programcılık diliyle, hangi “prosedürlerin” nasıl çağrıldığı) konusunda bize yeterli bir neden-sonuç ilişkisi sağlayamamaktadır. Beynin tüm davranışlarının beynin içindeki hücrelerin kümülatif fonksiyonlarının bir sonucu olduğunu çok net olarak bilsek de, (bir bilgisayar ekranında görülen tüm görüntülerin bilgisayar kasası, anakartı, ekran kartı gibi parçalarının işlevi olduğunu bilsek de)  bu sonucun tam olarak nasıl oluştuğunu çıplak gözle bakarak tespit etmemiz mümkün değildir. Bu bağlantıyı kuramıyor olmamız nedeniyle tıpta psikiyatri diye bir branş doğmuştur. Bu bağlantı direk olarak kurabiliyor olsa idi, nöroloji hücresel olarak davranışları ve karmaşık üst işlevleri (procedure) nedensellik zincirini kırmadan açıklayabilirdi ve psikiyatri diye bir branş olmazdı. Demek ki, beyindeki dokuların birimsel fonksiyonu (bir bilgisayarın içindeki intel işlemcinin A1 “register” birimi görevleri)  neden-sonuç zinciri kırılmadan günümüz sinirbilimler bilgi birikimi ile insan üst fonksiyonlarına doğru ulaşamaz. Arad bir yerde kopar, ve açıklanamaz bir hale gelir. Bu “kopuş” tan itibaren kendi içinde ayrı dinamikleri olan yeni bir sanal (virtual )ama fonksiyonel bir “organ” ortaya çıkar. Bu fonksiyonel sanal organa “akıl” denir. (mind).  Beyin gerçek organı ile “akıl” sanal organı arasındaki görünürdeki neden-sonuç ilişkisizliğine “akıl-beyin süreksizliği” (mind-brain discontinuum – akıl beyin dikotomisi) denir.Özetle beynin orkestra şefi DLPFC beyni günümüz sinirbilimleri ile tespit edilemeyen , de facto bir otonomi ile yönetmektedir. Henüz sırrı çözülemeyen (ama kesinlikle bir gün çözülecek olan) bu sözde “bağımsız ” davranan orkestra şefi (DLPFC) beynin patronudur, frontal lobun diğer yardımcı birimleri ile insanın davranışlarından, olgunluğundan, karakterinden, kısaca insanı insan yapan, Gamze’yi Gamze yapan, Ulaş’ı da Ulaş yapan, davranışlar bileşkesinin sorumlu yöneticisidir.

Psikiyatride davranış ve hastalık nasıl ayrılır?

Bunu bilgisayar ve insan beyninin karşılaştırmalı analojisini yaparak açıklamaya çalışalım.

Bir bilgisayar fabrikadan çıktığı anda belirli parçalar ile çıkar, bu parçalardan temel olanları, anakart, ekran kartı, bellek (RAM), kalıcı bellek (ROM), işlemci (CPU), işlemci soğutma sistemi, klavye, fare vb gibi. Bilgisayar fabrikadan çıktığı anda hiçbir fonksiyon gösteremez. Bir insanın çalışan bir sabit diske (HDD), bir işletim sistemi kurup (Windows vb gibi), o işletim sistemini mevcut donanıma göre ayarlayıp (sürücüler – drivers) ondan sonra çalıştırması gerekir. İşletim sistemi bir bilgisayarı fonksiyonel kılmak için yeterli değildir. İşletim sistemi, bilgisayarın “iş” yapabileceği bir bazal ortamı kullanıcıya sağlar. Bundan sonraki her farklı işlem için bilgisayarın işlemcisinin anlayacağı dilden yazılacak program kodlarına ihtiyaç vardır. Karmaşık bir program için birden fazla küçük programcıklara karmaşık bir üst fonksiyona dönüştürecek daha iyi organize olmuş program kodlarına ihtiyaç vardır (procedure).  Bu işlemler sırasında bilgisayar kendisine verilen kod kadar işlem yapabilir, daha fazlasını yapamaz, ve kendini geliştiremez, çünkü fabrikadan çıkışı bellidir, bellek sistemleri esnek değildir,  günümüz bilgisayarları kendini geliştiremez.

İnsan beyni embriyolojik süreç tamamlandıktan ve anne karnından dışarı çıktığı anda aynı bilgisayar gibi belirli parçalar ile çıkar, bu parçalardan temel olanları, beyin lobları (kortikal merkezler), bazal gangiyonlar (subkortikal merkezler), almaçlar (5 duyu) vb gibi. Örneğin  ROM (read only memory) haline gelen belirli bir işletim sistemi  ile çıkar (ve evrimsel olarak şekillenmiş ROM eşdeğeri) Bu “evrimin ürünü olarak hazır-gelen” (implicit) bilgiler bütünü, insanın (ve tüm canlıların) doğum anından itibaren canlının  kendi kendine fonksiyon gösterebilmesi için yeterli olan minimum düzeydedir. İnsan beyni işte bu noktadan itibaren dünya üzerinde kaldığı her saniye   inanılmaz bir ivme ile gelişmeye başlar. Bunun sebebi insan beynindeki nöronların sınırsız bir çeşitlilikte birbiriyle iletişim kurabilme ve bunu çoğalırken de yapabiliyor olmaları ve bunu yeri geldiğinde değiştirebiliyor olmalarıdır (nöronal plastisite). Diğer canlılara inanılmaz fark atan bu ivmeli gelişimin sorumlularından birisi de DLPFC ve diğer frontal lob bölgelerinin “davranışın “kontrolünü ele geçirmeye başlamasıdır. (sürücünün giderek ehil hale gelmesi) .İnsan doğumuyla  hazır gelen ROM bellek ve temel işletim sistemi üzerine kendi programlarını (software) kendisi yazmaya, bunu “öğrenerek” değiştirmeye ve yeniden şekillendirmeye başlar.

Şimdi psikiyatrideki hastalık ve davranış sorunlarının ayrımını yukarıdaki analojilere dayanarak şu şekilde açıklayalım.

Bilgisayarın bir parçası bozuksa, bu bir donanım (hardware) arızasıdır. Arızalı parça bilgisayarı satın aldığınızda da mevcut olabilir (şizofreni), sonradan yere düşürerek de bir parçayı bozmuş olabilirsiniz. (Travmatik Beyin Hasarı). Her iki durumda benzer hasar da olabilir, farklı hasarlar da olabilir. Ama sonuç olarak tıpta hastalık kavramının psikiyatrideki karşılığı değişmez, hastalık olarak tarif edilen tüm durumların “organda direk ya da dolaylı olarak gösterebilen” bir hücresel ya da dokusal  etyopatolojiye dayanması gerektiği kuralına uymaları gerekir”.  Tıptaki bütün hastalıklarda insan  bedeninde gösterilebilen bir işlevsel norm kayması vardır. (bu da insan tarafından sınırlanır ve tarif edilir). Psikiyatrik hastalıklarda ya da hastalık komponenti olan karmaşık problemlerde beyindeki bazı bölgelerde parça bozukluğu olduğuna (ya da parçanın işlev bozukluğu) dair bilimsel deliller vardır. Bipolar hastalık, major depresyon, delirium/ensefalopati, obsesif kompulsif hastalık, tik bozuklukları, şizofreni, alzheimer hastalığı, frontotemporal demans, huntington hastalığı, otizm, asperger sendromu, travmatik beyin hasarı sendromları, ağır antisosyal kişilik bozukluğu (sosyopatlık)  vb gibi...Bu problemler psikiyatrik hastalık perspektifi ağır basan durumlardır.

Bu gibi  hastalık kategorisine ait sorunların  bilgisayar analojisindeki izdüşümlerine şöyle örnekler verilebilir : Bozuk anakart (her türlü tuhaf anormalik beklenebilir) , çalışmayan işlemci soğutucu sistemi (yüksek sıcaklıkta kilitlenir), RAM arızası (sebebini izole edilmesi çok zor kilitlenmeler yol açabilir), sabit disk arızası (veri kaybına yola açar, fabrika çıkışı ve yahut sert travmalara bağlı ortaya çıkabilir), klavye problemi (içine şarap ya da diyet olmayan kola dökülen klavye asla iflah olmaz!) . Bu gibi sorunlarda bilgisayarın ilgili parçasındaki tespiti  bilgisayar tamircisi deneme yanılma yoluyla (reverse engineering – tersten mühendislik) tespit eder ve parçayı değiştirir, sonuç , tamamen tedavidir (kür). Oysa insanda bu şekilde bir parça değişikliği henüz beyin organı için mümkün değildir. İnsanın beyin dışındaki hemen hemen tüm organları, dokuları değiştirilebilmekte, tamamen yenilenebilmektedir. Ancak  halen beyin içine müdahele  Derin Beyin Stimülasyonu gibi dünyada çok sınırlı merkezde yapılabilen ameliyatlar dışında mümkün değildir. Parçaya müdahele bile çok zor görünürken, parça değişikliği henüz (2011 yılı için) ancak psikiyatristlerin, nörologların ve sinirbilimcilerin hayallerini süsleyebilmektedir. Bu da psikiyatrinin diğer tıp branşlarına göre gelişim sürecinde çok daha gerilerde olduğunun bir başka kanıtıdır. Kalp cerrahisi dalının gelişimi 1950’li yıllarda başlayıp 2000’li yıllarda neredeyse bitmiştir, 1950’den önce kalbe dokunmayan insanoğlu Johns Hopkins Hastanesi’nde Alfred Blalock’ın ilk kez kalbe bıçak değdirmesinin (Fallot Tetralojisi tedavisi) üzerinden 50 yıl geçtikten sonra kalbi tamamen çıkarıp insan yapımı bir kalbi yerine yerleştirebilecek bir gelişim sağlamıştır-bkz LVAD yapay kalp cihazı. Psikiyatri kalp cerrahisinin yaklaşık 50 yılda yaşayıp sonuna getirdiği süreci belki de  500 yılda tamamlayabilecektir , bu da tamamen uğraştığı organın (hardware) ve onun üzerinde çalışan insan aklının (software)  bilimsel birikiminin henüz yetişemediği bir noktadaki karmaşık dinamiklere sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Bilgisayar benzetmesi  ile  davranış sorunu nedir?

Hastalık kavramını açıkladıktan sonra, şimdi de davranışı bilgisayar analojisi ile açıklamak gerekir. Davranış bilgisayardaki yazılımların fonksiyonudur. Donanımla direk ilişki gösterir ama kendi başına başka bir neden-sonuç zinciri ve dinamiklerine tabidir. Donanım bozulduğu ya da örneğin elektrik voltajı bir an için stabilitesini kaybettiğinde (delirium, metabolik ensefalopati)  bilgisayar anında ya kilitlenir, ya da tuhaf belirtiler vermeye başlar. Bu parça bozukluğuna işaret etmez ama donanım problemleri (parça bozuklukları ya da parça işlev bozuklukları) direk olarak davranış problemlerine de yol açabilirler.Parçalarının bozuk ya da sağlam, son model ya da eski model olmasından bağımsızdır. Bilgisayar örneği ile davranış, bir bilgisayarın falanca programı nasıl “çalıştırdığı” dır. (“execute” veya CPU fonksiyonlarının “interrupt” komutları) . Bu çalıştırılma işleminden bilgisayar programcılığında “exe” dosyaları sorumludur. Bilgisayar üzerinde tüm programların “exe uzantılı” dosyaları o programların “eyleme dönüşecek” davranışlarını bilgisayarın işlemcisine yaptıracak temel kodları saklar.  Donanıma bağlı bilgisayar çalışma problemleri, bazen de kötü bir yazılım nedeniyle ortaya çıkabilir. İçinde çok fazla yazılım ve kodlama hatası olan (programcılıkta “bug” denir) bilgisayar programları, üzerinde çalıştıkları bilgisayar donanımı ne kadar üstün ve son model olursa olsun sürekli sorunlara ve kilitlenmelere yol açarlar.

İnsanlarda davranış sorunu nedir?

İnsanlardaki davranış sorunları, aynı bilgisayarlardaki çalışma ve kullanım problemleri gibi, insanların ” yaptıkları “ eylemlerin bir sonucu olarak insanın global fonksiyon seviyesini (Global Assessment of Functioning- GAF) göreceli olarak bozan problemlerdir. Örneğin, hiçbir parçası bozuk olmayan bir insan beyni, her ay keyif verdiği için yüksek bir köprüden atlamayı seçebilir.(positive reinforcement)  Her seferinde bacağını kıracak olan bu birey , sürekli ortopedi hekimi ziyaret edecektir. Ortopedi hekimi bu kırığı tedavi edip, hastayı taburcu edecek, ama kişi yeniden köprüden atlamaya devam edecektir. Bu sürekli travmaların sonucunda kişinin bacağı artık tamir edilemeyecek şekle girecek ve travmaya bağlı (kallus deformiteleri) hasarlar oluşarak kişinin bacağında başka kimsede olmayan , ama doğuştan da gelmeyen, “kişinin seçerek uyguladığı davranışın bir sonucu olarak” oluşacak “davranışa bağlı” bir patolojik durum ortaya çıkakacaktır.

Psikiyatristler davranışların da doktoru mudur?

Evet ! Psikiyatristler, insanların sadece  sahip oldukları hastalıkları değil, “yaptıkları eylemleri” de düzeltmeye çalışırlar, ya da davranış düzeltme konusunda uzmanlaşmış davranış bilimcilerinin yardımına yönlendirirler. (klinik psikolog, psikolojik danışman, sosyal hizmet uzmanı, psikoterapist vb gibi) .Psikiyatride davranış bozukluklarına örnekler, alkol ve madde bağımlılıkları, yeme bozuklukları (anoreksiya vb gibi), cinsel sapkınlıklar (pedofili, fetişizm vb gibi), dürtü kontrol bozuklukları (kumar oynama bozukluğu, öfke kontrol problemleri vb gibi) Bu sorunların büyük bir kısmında sorun başlamadan önce beyinde ne doğuştan ne de sonradan oluşmuş bir hasar / parça bozukluğu gösterilemez. Alkol ve bazı madde bağımlılıklarının genetik olarak yatkınlık gösterdiğine dair veriler olsa da, bu durum  yine de davranış kontrol edildiğinde ortadan kalkacağı için psikiyatrik hastalık sınıfına girmez.  Alkol bağımlısı olan bir kimseyi detoks işlemini tamamladıktan sonra alkol olmayan bir ortama gönderecek olursak  alkol bağımlılığı bir daha asla tekrar edemeyecektir. Halbuki psikiyatrik bir hastalık olan şizofreni hastasının işitsel hallusinasyonlar tecrübe etmesi  bu hastanın “seçim unsuruna” tabi değildir. Özetle, psikiyatride “seçim unsuru” ile  ortaya çıkan problemlere “davranış problemi”, doğuştan ya da sonradan olma beyin organ hasarı ile ortaya çıkan problemlere “hastalık” denir.

Psikiyatristler, hastanın eylemlerini düzeltmek için özel durumlar hariç  ilaç kullanmazlar. İlaç tıpta genellikle hastalık tedavisinde kullanılır. İlaç tedavisi hastalığa yol açan doku ya da organın fonksiyonu değiştirecek bir kimyasal müdaheledir. Davranışlar insanların seçimine tabi olan, çoğu zaman isteyerek yaptıkları (bazen de istekleri dışındaki faktörleri kontrol edemeyerek) uyguladıkları eylemlerdir, ve ilaç müdahelesi yerine kişinin davranışını düzeltmeye yönelik bir “konuşma” işlemi gerçekleştirilir. En temel anlamda, psikiyatrist hastayı karşısına alır ve zararlı davranış konusunda hastayı eğitir ve bu davranışının değiştirilmesi için hastayı belirli yöntemler de kullanarak ikna etmeye çalışır. Bu işleme ve teknikler bütününe en genel haliyle psikoterapi denir. Psikoterapi tıptaki geleneksel tedavi modeline uymaz, bu anlamda bir tedavi değildir, ancak kişinin tedavisine yardım edecek bir takım davranış değişiklerine yol açabilecek bir “ikna” işlemidir.

Hem hastalık hem de davranış bozukluğu beraber olabilir mi?

Elbette, hem de çoğunlukla ! Bilgisayar örneğine kısa bir dönüş yaparak şunu açıklayalım. Bilgisayar üzerinde çalışan işletim sistemi ve programlar ne kadar hatasız (“bug” içermeyen) ve stabil çalışan sistemler olursa olsun, bilgisayarın donanım problemleri, arızalı parçaları yazılımların doğru çalışmasını engeller, sorunun nedenini geriye-mühendislik (reverse-engineering)  yaparak anlamaya çalışan bir kişi için akıl almaz derecede zorlaştırır. Örneğin kan oksijen seviyesi düşen (hipoksi) ve kanında mikrop dolaşan (septik şok) bir kimsenin bir kaç saat öncesinde tamamen normal olan beyin fonksiyonları aniden bozulmaya başlar, bu kişi örneğin bir anda olmayan şeyleri görmeye (hallüsinasyon), olan şeyleri değişik algılamaya (illüzyon), ya da örneğin olmayan şeylerden korkmaya ve şüphelenmeye (paranoid delüzyon) başlar, hafıza işlem yapamaz (impaired memory registration), yaptığı işlemleri geri çağıramaz (impaired delayed recall).  Bu gibi sınırsız değişik belirtiler verebilen bir beyin , kandaki mikrop temizlendikten ve kan oksijenasyonu sağlandıktan sonra yeniden ve tamamen eski haline döner, sıklıkla olup biteni hatırlamaz ya da kısmen hatırlar. Bu durum hastanelerde yatan hastaların önemli bir kısmında görülür (delirium) . Bu örnek, donanımın normal çalışmasını engelleyen koşullar ortaya çıktığında (bir bilgisayara giden elektrik akımındaki voltaj değişikliği gibi), ani ve tuhaf davranış değişiklikleri ortaya çıkabilir. Psikiyatride çoğunlukla organ problemleri kaçınılmaz olarak davranış problemlerini de beraberinde getirir ancak tersi genellikle doğru değildir. Davranış sorunları çok uzun süre boyunca devam etmediği sürece kalıcı organ değişikliklerine yol açabilmesi genellikle mümkün değildir.

 

Dr.Ulaş Mehmet Çamsarı – 7 Kasım 2011 – North Bethesda, Maryland, ABD

 

 

1 Comment

 Add your comment
  1. Sevgili Ulaş,
    Amerikan psikiyatrisinde “behavior” kelimesini her türlü fikrî, harekî ve duygusal eylem olarak târif ediyorlar. Hâlbuki Fransız ve Alman psikiyatrisindeki felsefî nüanslar sebebiyle bu konu çok tartışılmakta.
    İnşallah yüz yüze geldiğimizde konuşuruz.
    Sevgimle…
    😎

Leave a Comment

Your email address will not be published.

2 Trackbacks

  1. Davranış nedir? | USMLE STRATEJi MERKEZi – USMER.ORG | bLOG (Pingback)
  2. Davranış nedir? - TürkPsikiyatri | Blog (Pingback)