Çocuk cinsel tacizi ve Psikiyatri : Hastalık mıdır, tedavisi var mıdır?

H: Geçen gün bir arkadaşım sordu, hadım edilsinler mi?

P: O yasal bir soru. Tıbbi değil.

H: Peki tıbbi olarak yanıtla, hasta mı bu insanlar?

P: Öyle bir bilgimiz yok.

H: Ama DSM dediğiniz tanı kitabında bir sürü cinsel sapkınlık listelenmiş. Hastalık değilse, orada ne işi var, pedofilinin mesela?

P: DSM’de listelenen durumlar için “hastalık” tarifini kullanmayız,  “bozukluk” deriz.

H: Bu farkı bir daha açıklar mısın?

P: Hastalık insan bedeninde spesifik olarak tarif edilmiş bir etiyoloji ve patofizyolojiden bahseder. Organın neresinin nasıl bozulduğunu ve bunun yarattığı problemi net olarak bildiğimiz bir durumdur.  Hastalık insan bedeninde tarif edilen bir kavramdır. Akıl sağlığında kullanılan bozukluk kavramı, kişinin kendisi ya da çevresi tarafında şikayet edilen bir işlevsel durumu işaret eder. Bozuklukta, ya sen rahatsızsındır, ya da çevren. Her ikisi de ayrı ayrı ya da beraber bozukluk demek için yeterlidir.

H: DSM’deki her bozukluk hastalık demek değildir o zaman?

P: Kesinlikle değildir.

H: Peki her hastalık bozukluk mudur?

P: Çoğu hastalık bozukluk kavramına yol verir. Ama kural değil. Bozukluk haline dönüşmemiş bir hastalık patofizyolojisinden bahsedilebilir.

H: Bozukluk işlevsel bir deyim dedin. Toplumdaki işlevden bahsediyorsun. Peki halde canı sıkılan herkes DSM’de kendine bir bozukluk bulabilir mi?

P: Canının ne kadar, ve neye sıkıldığına, ve bunun hayatını ve çevresini ne derecede etkilediğine göre değişir. Sosyal çerçevesi olan bir alan kılavuzudur DSM. Tıbbi durumları da haliyle kapsar ama tıbbi bir çerçevesi yoktur.

H: Bu biraz tuhaf değil mi?

P: Biraz öyle haklısın. İyi niyetle başlamış ama çok istismara uğramış ve kendini korumaktan aciz duruma düşmüş bir sistemdir.

H: Böyle bir yaklaşımın başka bir tıp branşında bir örneği var mı?

P: Yok.

H: Alan kılavuzu ne demek?

P: Bir göl kıyısına gidiyorsun, eline bir kılavuz veriyorlar, burada görebileceğiniz kuş çeşitlerinin fotoğrafları bu kılavuzda var, gördüklerinizi bu kılavuza göre karşılaştırın tanımak isterseniz, diyorlar.

H: Bakarak kuşları tanıyorsun işte. Ne problem var burada?

P: Ne var sen söyle?

H: Düşünelim.

P: Düşünelim.

H: Gördüğünü sandığın her kuş, gördüğünü sandığın kuş olmayabilir?

P: Kartal gördüğünü sanıyorsun, kılavuza bakıyorsun, resme benzeyen kartal, ama aslında diyelim, şahindir o kuş. Kartal gördüm diyorsun.

H: Peki gerçekten kartal gördüğünü teyit etmenin bir yolu var mı?

P: Var. Kuşu yanına çağırabilirsin, ve daha dikkatli bakabilirsin mesela, veya bir ornitolog ile beraber inceleyebilirsiniz. Bakıp ne olduğunu tespit edersiniz. Görünüşü ile filogenetik geçmişi birbirinden tamamen farklı olabilir.

H: Gerçeğe ulaşmak çok zormuş.

P: Zordur. Psikiyatride daha zordur. O nedenle şimdilik alan kılavuzu kullanıyoruz. İşimizi görüyor.

H: Çok kaygan zemin gibi görünüyor ama.

P: Öyle. Bazen birden fazla kişi atmacaya bakıp kartal diyor, o zaman DSM’de atmacayı kartal diye sokuyorlar. Çık işin içinden.

H: Vay be. Bunun örneği var mı?

P: Var. Çoklu kişilik bozukluğu. Kılavuzdan kaldırıldı neyse ki. Yeterince sayıda psikiyatrist birden fazla kişilik gördüğünü iddia edince, insan bedeni ile hiçbir bağlantısı kurulamayacak bu uçuk fikri zamanında DSM’e koydurmuşlardır.

H: Akıl alır gibi değil.

P: İnsan beyninin tanısal analizi çok zordur. Başka bir organa benzemiyor. Bizim doktorluğunu yaptığımız organın dili var konuşuyor.

H: Belki de sorun budur. O yüzden çok yanılıyoruz.

P: Haklısın. Konuşabilen bir organın kendi tanısal yolculuğunu bilimsel olarak çok zorlaştırdığı açık.

H: O halde, pedofiliye dönelim mi. Bunlar çocuklara karşı cinsel istek duyuyor değil mi?

P: Tarifi öyledir.

H: Peki bu normal midir?

P: Normal ya da değildir sorusu burada ikinci sorudur. İlk soruyu unuttun.

H: Neymiş?

P: Bu insan bir eylem içinde midir değil midir, asıl ilk sıradaki soru bu olmalıdır.

H: İki durumu da konuşalım o zaman.

P: Konuşalım. Çocuğa bir zarar ihtimali varsa ona psikiyatrinin diyeceği bir şey yoktur, yasal bir durumdur. Yargıca sormalıyız. Bir insan yavrusunun hayatını karartmanın cezası neyse onu çekmelidir.

H: Ama konunun tıbbi boyutu ne olacak? Hastaysa bunlar, tedavi olmalarını sağlayacak uzmanlar sizler değil misiniz?

P: Konuyu tıbbi çerçeveye koyacak biyolojik veri yoktur. Cinsel sapkınlıklar hemen tamamen erkeklerde ve insanlarda görülür. Bu kişilerin beyinlerinde bir arıza olduğuna dair bir kanıt da yoktur. Cinsel isteklerine hakim olamamın tıbbi bir tarafı da henüz yoktur. Konu halen ağırlıkla yasal bir konudur.

H: Peki diyelim ki ortada suç yok ve bu kişi doktora geldi ve yardım istiyor?

P: Tamam o halde, durumu güdü kontrol bozukluğu olarak ele alırız.

H: Ne demek?

P: Mesela, yemek yemeyi durduramamak, gördüğü her kadına asılmayı durduramamak, cep telefonunu elinden bırakamamak vb gibi.

H: Bunların hepsi aynı şey mi?

P: Benzer şeyler. Çocuklara sarkıntılık etmek de bunun bir alt grubudur. Bundan öte bir bilgimiz yok.

H: Keyif için yani?

P: Keyif devrelerinin akıl devrelerini teslim aldığı durumlar diyelim.  Muhtemelen bağımlılık yolakları ile ilgili.

H: Bağımlılık yolakları?

P: Nucleus accumbens, ventral tegmental alan. Beyinde dopamin kontrolünü, sıcak parayı, elinde tutan devreler.

H: Çocuklara cinsel istek duymak ve bunu durduramamanın bağımlılıkla ilgisini kurmaya çalışıyorum.

P: Durdurulamayan davranışlara kompulsif davranışlar denir, ve çoğu keyif ile öğrenilir ve pekiştirilir.

H: Bunları ilaçla durdurabilir misiniz?

P: Bazı ilaçlar var, keyif almayı, keyfe olan istahı azaltan. Bağımlılıklar da kullanırız. Ama bunlar pek işe yaramıyor ne yazık ki.

H: İlaç işe yaramıyorsa başka ne yapılabilir?

P: Davranış tedavisi.

H: O ne demek.

P: Kişiyle oturup konuşmak demek, işin temeli.

H: Konuşarak, ikna etmek mi, nasıl?

P: Psikoterapi diye gruplanan teknikler, bir öğretme, idrak ettirme, kişinin kendi düşüncelerini analiz ederek, beynine yolculuk yapmasını sağlayan yöntemler bütünüdür. İkna diye gruplamak biraz haksızlık olur, ama tedavinin amacı istenmeyen davranışı değiştirmektir. Eğer kişi ikna olduğuna inanıyorsa farketmez, davranış değişmişse, başarı sağlanmıştır. Bu tip tedavinin başarısını ölçen tek metot budur.

H: Bu bir konuşma seansı mı?

P: Çok eğitimli, uzman bir kişiyle yapılacak bir seri konuşma seansları bütünü.

H: Başarılı olunabilir mi bu şekilde?

P: Hem de çok. Bağımlılık sendromları, cinsel sapkınlıklar, yeme bozuklukları gibi istenmeyen davranışların değiştirilmesinde neredeyse tek etkili tedavidir, halen. Bu konuları beynin içine direk müdahele ederek anlayamıyoruz halen. Ama o yoldayız.

H: Pedofiliye geri dönelim.

P: Dönelim.

H: Bu kişilerle oturup konuşmak, yani psikoterapi, nasıl işe yarayacak onu düşünüyorum.

P: Yarayabilir. Mutlaka denemek lazım. Ama suç işlenmişse hapse girerler o ayrıdır.

H: Hapiste tedavi imkanları var mıdır?

P: Olabilir. Biz bağımlılık sorunu ile mücadele eden bazı hastalarımızı zorla tedavi ettiririz, gerekirse hapiste.

H: Zorla tedavi işi yarar mı?

P: Her zaman değil, ama son çare olarak denenir ve işe yarayabilir.

H: Peki çocuk tacizine yapan kişiler, bu bahsettiğin durdurulamaz güdü bozukluğu durumu içindeyse, neler yapılabilir?

P: Burada işlem sırası çok önemli. Önce suç varsa toplumda serbest dolaşamaz. Çocukların korunması bu kişinin özgürlük hakkından önemlidir. Önce özgürlüğü elinden alınmalıdır. Sonra psikiyatrik ilaç ve psikoterapötik olarak her türlü tedavi denenmelidir. Bunun içinde cinsel isteği azaltıcı ilaç kullanımı da olabilir. Bütün bunlar işe yaramıyorsa, gene birinci maddeye geri döneriz, o da çocuklarımızın güvenliği. Kişi bu eylemlerini sürdürüyorsa, konu yasal sınırlarda kalır.

H: Hadım etmek?

P: Hadım etmek  bir tedavi yöntemi değildir, cezadır. Bu çok vahşi bir yöntem ve nasıl bir işe yarayacağından emin değilim.

H: Hadım edilen halen taciz eylemlerini sürdürebilir diyorsun?

P: Elbette. Bu sorun insanın cinsel organında olan bir sorun değil ki?

H: Beyinde?

P: Tamamen.

H: Tedavi yöntemleri de pek başarılı değil anlaşılan.

P: Hiç değil.

H: Yapılacak ne var peki?

P: Çocukları ne pahasına olursa olsun korumaktan ve bu insanların özgürlüğünü ellerinden almaktan başka yapılacak bir şey yok gibi görünüyor…

 

Ulaş M. Çamsarı – Rochester, Minnesota, ABD – 17 Mart 2018

1 Comment

 Add your comment
  1. Dr.Ulaş Mehmet Çamsarı merhabalar,

    lutfen bana size ulasabilecegim bir email adresi iletiniz,

Leave a Comment

Your email address will not be published.