In Musica Veritas : “Bağımlılık Yapan Notalar”

 

Doktor Appassionata ,  ülkenin en ünlü doktoruydu.  Öyle ki,  uzak diyarlardan hastalar onu görmeye gelirdi.  Birgün kendisine bir mesaj geldi. Acilen görmesi gereken bir hasta vardı. Bir bardak su içti. Çantasını hazırladı. Koşarak dışarı çıktı. Arabası dışarda bekliyordu. Arabaya bindi, “Hızlı”dedi, “Hızlı…” Arabadan indi, yavaş yavaş basamakları çıktı. Nöbetçilere selam verdi. Uzun bir koridordan geçti. Çok büyük bir odaya vardı. Köşedeki büyük yatağa doğru yöneldi. İmparator Atanos, yatağında doktoru bekliyordu. “Doktor” dedi. “Deliriyorum…Şu müzik beni delirtiyor…”

-Nasıl yani?

-Şu an çalan…

-Delirtiyor?

-Evet…İki gündür dinliyorum…

-Evet?

-İki gündür diyorum…Dinliyorum diyorum…

Doktor derin bir nefes aldı. Çantasını yere bıraktı. İmparatorun karşısındaki koltuğa oturdu. Çalmakta olan müziğe kulak kabarttı. Masada duran küçük müzik kutusu garip bir müzik çalıyordu. Hoşuna gidip gitmediğinden emin olamadı. İmparator mest olmuş vaziyette kutunun pek yakınında oturuyordu.

-Efendim baştan anlatabilir misiniz? Sizi dinliyorum.

-Dün bir müzik kutusunu hediye diye getirdiler. Çalan müzik…Dinledikçe dinlemek istiyorum. Keyif veriyor diyeceğim, inanacak mısınız doktor?

-Neye?

-Müziğin keyif verdiğine…

-Keyif vermesi doğal değil mi? Müzik keyif verebilir efendim, öyle değil mi?

-Doktor, başka türlü. Öyle bir keyif değil, hiç susturmak istemiyorum. Duygulanıyorum. Başından kalkamıyorum. Ele geçirmiş gibi, şey gibi, teslim almış gibi, belki şey gibi, şarap içmiş gibi…

Doktor gülerek “In vino veritas” diyorsunuz öyle mi?

 

-Doktor,  şarap içmedim ki…“In musica veritas” diyelim.

-Müziği kapatabilir miyiz, dikkatinizi veremiyor gibisiniz. Sorularım var efendim.

-Asla ! Kapatamazsınız! Sizi buraya niye çağırdık doktor…

-Neden kapatamıyoruz , anlayamadım.

-Kapatınca titremeye başlıyor ellerim , hemen sonrasında…

-Yok canım daha neler !

Doktor şaşkınlıkla kutuya baktı. Çantasını açtı bir stetoskop çıkardı. İmparatora yaklaştı.  “Efendim özür dilerim ama bunu görmek zorundayım, müziği kapatıyorum” dedi ve kutunun kapağını kapattı. İmparator acı çeken bir ifade ile “Görünüz bakalım doktor !” diye inledi.

On dakika geçmeden, imparatorun elleri titremeye başladı, göz bebekleri genişlemişti.  Doktor  şaşkınlık içerisinde kalbini dinlemek üzere stetoskobun çanını imparatorun göğsüne dayadı. Bir yandan da eliyle bileğinden nabzını tutuyordu. İmparator bir süre sonra terlemeye başladı ve kollarındaki bütün kıllar dikleşmişti. Doktora bakarak “Doktor yalvarırım, daha ne kadar görmek istiyorsunuz?” dedi. Doktor hızla stetoskobunu  boynuna astı. Müzik kutusunu çalıştırdı. Kapıdakı nöbetçiye doğru yöneldi, bağırarak “İmparatorun son bir hafta içinde yediği içtiği her şeyi bilmek istiyorum. Çabuk bana mutfaktaki herkesi bulup getirin ! Ayrıca, aldığı ilaçlarını, kutularını , herşeyi herşeyi…Görüşen konuşan kim varsa hepsini bilmek istiyorum”. Biraz paniğe kapılmıştı. “Böyle saçma şey olmaz” diye kendi kendine söylendi. İmparatora doğru geri yaklaştı. Biraz da suçlar bir ifadeyle :

-Efendim siz ne içtiniz?

-Doktor, birşey içmedim. Ayrıca içsem de şaraptan başka bir şey içmediğimi biliyorsunuz.

-Hayır bilmiyorum.

-Uzatmayınız rica ederim ! Şimdi biliyorsunuz o zaman.

-Efendim, idrar ve kan vermeniz gerekiyor…

-Demek bana güvenmiyorsunuz?

-Efendim,  güven meselesi değil,  ben hekimim, tüm olasılıkları dışlamam gerekir.

-Neymiş o olasılıklar?

-Damarlarınızda madde var.

-Yok canım? Nasıl bir madde?

-Keyif verici belki.

-Doktor , beni tanırsınız.

-Tanırım efendim.

-Bugüne dek beni tedavi ettiniz. Aradığınız şeyi bulamazsınız. Bu müzik başladığından beri dinledikçe dinlemek istedim, kapatamıyorum, kapatınca  gördüğünüz şeyler oluyor. İşin tuhafı, şu pencerenin yanında bu müziği dinleyerek ölebilirim. Başka neye ihtiyacım var bilemiyorum. Böyle hissettiriyor. Anlıyor musunuz?

-Efendim,  mümkün değil ! Kanınızda başka bir şey var !

 

——*——

Doktor Appassionata,  masasındaki tahlil sonuçlara bakıyordu. İmparatorun tüm kan ve idrar tahlilleri normaldi.  Aradıklarını bulamadı. Yediği yemekleri tek tek tetkik etmişti. Bir haftada saraydaki herkesle konuşmuştu.  Doktor, imparatorun neredeyse  iki katı yaşındaydı. Ülkenin efsanevi doktoruydu. Bunca yıl neler görmüştü, kimleri yetiştirmişti… İmparatoru doğduğundan beri  o tedavi etmişti. Onu yakından tanırdı. Böyle bir şey nasıl olabilirdi. İmparator bir haftadır müzik kutusunun başındaydı. Böyle bir şey müzikten olabilir miydi ki? “Yok canım , müzik nedir ki?” dedi içinden. Seslerin kulaktaki titreşimiydi. Müzik bağımlılık yapacak değildi ya; yoksunluğa nasıl yol açsın!  Halbuki müziği kapatınca imparator gözünün önünde bildiği değişik maddelere ait yoksunluk belirtileri göstermişti. Doktor, iki gündür uyumamıştı ve düşünüyordu.

Gün ağarmak üzereydi. Masanın üzerinde uyuyakalan doktor aniden uyandı. Yüzünü yıkadı. İlaç odasına doğru yöneldi. Çantasını hızlıca açtı ve içine raflardan aldıklarını doldurdu.  Hızla arabasına koştu. “Saraya çek” diye bağırdı. Sarayın kapısındaki merdivenlerden hızlı adımlarla yukarı doğru çıktı. Kapıdaki nöbetçilere selam verdi.  İmparatorun odasına doğru koşar adımlarla ilerledi. Yaklaştıkça müzik kutusundan çıkan garip müziğin sesi kulağına gelmeye başlamıştı.  Kapıyı vurdu, içerden gelecek sesi beklemeden içeri girdi. Yatakta mest olmuş vaziyette yatan imparatora doğru ilerledi. Çantasını açtı, içinden bir adet şırınga ve küçük bir ilaç şişesi çıkardı. Şırıngaya küçük cam şişe içindeki şeffaf ilaçtan azıcık çekti, camdan gelen güneş ışığına doğru tuttu. Gözleri camdan uzaklara bakan imparatora seslendi.

-Efendim…

-Doktor ,siz miydiniz?

-Efendim, sizi bu dertten kurtaracağım.

Elindeki şırıngayı gösterek “Efendim , sola doğru döner misiniz?”

Doktor iğneyi yaptı,gözleri yavaş yavaş kapanan  imparatoru usulca sırt üstü yatırdı. Üzerini örttü. Sonra hızla dönerek yatağın yanındaki büyük sehpa üzerine duran müzik kutusuna yöneldi. Kutuyu eline aldı. Müzik kutunun üstünden geliyordu. Kapağını sinirle kapattı. Müzik sustu. Doktor kutuyu alıp sehpanın karşısındaki altın işlemeli geniş kanepeye oturdu.  Kutuyu incelerken kapağın iç kısmında köşeye saklanmış  çok küçük punto ile yazılmış bir yazı gözüne çarptı :

“Musiki Gen Projesi – Nucleus Accumbens Teslim Alma Kodu : AtanosXXIIIF#mOpLVI”

 

Dr.Ulaş Mehmet Çamsarı – Cleveland, Ohio, A.B.D – 15 Temmuz 2010

2 Comments

 Add your comment
  1. Sayın Ulaş,
    Öykünüz pek etkileyici…Bu dünyada ne kadar madde ve kavram varsa bir o kadar da bağımlılık var. Genetik kodu çözdük diyelim bunun tedaviye yansıması 🙄 nasıl olacak?

  2. Bu yaziniz aklima bir kac sene once katildigim Dr. Semir Zeki’ nin askin norofizyolojisi isimli sunumunu getirdi. Asik olan insanlarin beyinlerinde ortaya cikan fizyolojik degisiklikleri gostermisti. Annenin bebegine olan aski, kadinin erkege olan aski, escinsellerin aski arasindaki farklari goruntuleme yontemleri ile degerlendirmisti.Ask da bir nevi fiziksel bagimlilik yapiyor. Asik olunan kisiden ayri kalinca yoksunluk belirtileri olusuyor. Sevgilinin yaptigi etkiyi muzik neden yapmasin?

Leave a Comment

Your email address will not be published.