ABD ve Türkiye arasında Psikiyatri alanında ne gibi farklar var?

Medyasağlık muhabiri Gizem Taban‘a 20 Şubat 2015 tarihinde şahsımla yaptığı röportaj için teşekkür ederim. Orjinal metne şu bağlantıdan ulaşılabilir – UMÇ

Mayo Clinic Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi,  Dr. Ulaş M. Çamsarı www.medyasaglik.com’a Amerika ve Türkiye arasında Psikiyatri dalındaki önemli farklılıkları anlattı.Çamsarı , ‘’Türkiye’nin psikiyatri ve sinir bilimleri alanlarında en büyük eksiği araştırma faaaliyetlerinin miktarının ve niteliğinin hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri ve ABD’den oldukça geri durumda olmasıdır’’ dedi.

ulascamsari-336x189

Mayo Clinic Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi, Dr. Ulaş M. Çamsarı www.medyasaglik.com muhabiri Gizem Taban’ın sorularını yanıtladı.

Sizce Türkiye ve Amerika arasında psikiyatri dalında ne gibi farklar var ?

Ulaş Çamsarı: Türkiye’de tıbbi bilimler, özellikle klinik alanlarda son yıllarda yapılan performans sistemi gibi olumsuz yöndeki çok değişikliklere rağmen halen benim düşünceme göre oldukça iyi durumdadır. Türkiye’nin batı ülkelerinden ve başta Amerika Birleşik Devletleri’nden en büyük farkı araştırma sahasında ortaya çıkmaktadır. Bunun da sebepleri maddi olanaklar, akademik kültürel farkları ve ülkenin stratejik öncelikleri gibi çok farklı başlıklarda incelenebilir. Psikiyatri ve sinirbilimleri alanlarında Türkiye’nin en büyük eksiği araştırma faaliyetlerinin miktarının ve içeriğinin hemen hemen tüm Avrupa ülkeleri ve ABD’den oldukça geri durumda olmasıdır. Son derece parlak ve çalışkan bir psikiyatri camiası olmasına rağmen ne yazık ki ciddi bir potansiyelin hakkını verememekteyiz diye düşünüyorum.

‘’Psikiyatride teori ve formasyon çok önemli ‘’

Ulaş Çamsarı: Psikiyatriye özel olan bir konu daha var, diğer tıbbi alanlara göre, bilimsel belirsizliklerin daha fazla olduğu psikiyatri alanında teorinin ve formasyonun önemi çok büyüktür. Örneğin Türkiye’de yetişen bir genel cerrah ile ABD’de yetişen arasında genel cerrahi pratiği anlamında klinik yeterlilik açısından önemli farklar olmayabilir, çünkü cerrahi pratiği dünya çapında temel noktalarda aşağı yukarı aynıdır, bu da cerrahi klinik bilimlerinin klinik ve pratik olarak daha oturmuş olmasından ileri gelir. Psikiyatri sahası beynin en üst işlevleriyle uğraşan bir alan olduğu için, doğası  itibariyle belirsizliklerin en fazla olduğu alandır. Bu nedenle dünyada psikiyatri pratiğinde değişik ülkelerde , hatta aynı ülkelerin değişik kurumlarından bile ciddi farklar olabilir. Sizi yetiştiren üniversite, kurum, mentorlarınız size hiçbir diğer branşta psikiyatri kadar etkileyemezler çünkü anlayış farkları ve klinik pratik standartlarının teorik akımlardan en çok etkilendiği tıp alanı psikiyatridir.O nedenle Türkiye’deki psikiyatri uzmanlık eğitim programları çağa uygun olarak, standardizasyon çabası ile dünyaya bu konuda öncülük eden kurumların yaklaşımları incelenerek güncellenmelidir diye düşünmekteyim.

”Yurt dışından bakıldığında olumlu gelişmeler var”

Ulaş Çamsarı: Türkiye’deki genel psikiyatri uygulamalarına uzaktan baktığımda  yapmak istediğim bir eleştiri var,  Türkiye’de halen psikiyatrideki tarihsel yaşam döngüsünü tamamlamış bazı tarihi teorik yaklaşımların (psikanaliz gibi) , meslek grubunun ağırlık merkezini değiştirecek ölçüde gereğinden fazla etkili olması , 2000 yılların bilim adamı-hekim rolünün hakim olması gerektiği  bir çağda , yeni nesil uzmanların yetişmesini de ciddi şekilde etkileyerek meslek grubunun araştırmaya ve pozitif bilimlere olan angajmanını yavaşlatmaktadır. Diğer yandan, Türkiye’de meslektaşların büyük bir kısmının uluslararası meslek camiasıyla entegre olmaya çalışması, özellikle Dünya Psikiyatri Birliği’nde etkin olan meslektaşların olması, araştırma olanakları açısından tüm olumsuz şartlara rağmen Dünyada önde gelen bilimsel  dergilere sürekli yayın kabul ettiren meslektaşların olması psikiyatri ve sinirbilimleri alanlarında ulusal kaynaklı , bir çok indeksli bilimsel derginin yayın hayatında bulunması, yurt dışından bakıldığında çok olumlu gelişmeler olarak görünmektedir.

Psikiyatri dalında Amerika’da yaşanan son gelişmeler nelerdir ?

”Türkiye sinirbilimleri araştırmalarına yatırım yapmalı”

Ulaş Çamsarı: Psikiyatri tıbbın en hızla kabul değiştiren, gelişim ivmesi en fazla olan branşıdır diyebiliriz. Bu akademik alanının bilinmezlerinin çok olmasından kaynaklanmaktadır, ve yeni keşfedilen bilgilerin çok süratle insan beyni ve davranışlarının anlaşılması yolundaki çabalarımızı revise etmektedir. O nedenle gelişmeler başdöndürücü bir hızdadır. Benim yandal uzmanlık alanlarım, bağımlılık psikiyatrisi ve konsültasyon-liyezon psikiyatrisidir. Bu her iki alanda dahi gelişmeleri takip ederken zorlanıyorum. Psikiyatrinin bunun gibi en az 10 temel akademik altalanı var. Çok genel olarak bakıldığında çarpıcı gelişmeler sinirbilimlerinden gelmektedir, psikotik bozuklukların, duygudurum bozukluklarının, son zamanlarda Türkiye gündeminde olan bağımlılık sendromlarının nörobiyolojik açıklamaları sürekli olarak küçük buluşlarla güncellenmektedir. Büyük buluşlar bir çok küçük buluşların birikmesiyle tarihte belli noktalarda patlamalar halinde büyük buluşların ortaya çıkmasına yol vererek ciddi bilimsel aydınlanmalar sağlarlar. Psikiyatri, Nöroloji ve Sinirbilimleri şu geçtiğimiz çağda çok büyük bir hızla biriktirmektedir ve büyük “aydınlanma” patlamaları yakındır diye öngörmekteyim. Bu çağda Türkiye’nin ulusal olarak sinirbilimleri araştırmalarına yatırım yapması çok akıllıca olur kanaatindeyim.

Sizce depresyon da ilaç tedavisi ne kadar etkilidir ?

‘’Depresyonda ilaç gerekli ama yeterli değil’’

Ulaş Çamsarı: Depresyon, tıbbi tarifiyle, Major Depresif Bozukluk, genetik, biyolojik, psikolojik ve sosyal öğeleri olan bir klinik sendromdur. Günümüzde klasik klinik depresyon olarak tarif ettiğimiz durumun tıpta, diyabet gibi, hipertansiyon gibi hastalık modeline oturan bir kavram olduğundan artık bir şüphemız kalmamıştır. Psikiyatri diğer branşlara göre teşhis ve tedavide, bilgi eksikliğinden doğan nedenlerle,  biraz daha farklı yaklaşımlara sahiptir. Hastayı hem biyolojik olarak organlarıyla, hem psikolojik olarak davranışlarıyla, hem de sosyal olarak çevresiyle değerlendirmek doğru bir tanı için mutlak gerekli olan öğelerdir. Bunların birçoğu bir çok hekim için geçerli olsa da, bir endokrinolog için örneğin hastanın kan şekeri düzeyi, davranışlarından daha önemlidir. Bizim alanımızda bunların tamamı hemen hemen aynı düzeyde bir ilgiyi gerektirir. Bu örnekten yola çıkarak, bir depresyon olgusundan yaklaşımda, bunun bir klasik major depresyon olduğunun düşünürsek, ilaç tedavisi çoğu zaman mutlak gerekli, ama yeterli değildir, kişinin psikolojisinin, davranışlarının ve toplum içindeki genel işlevlerinin de aynı şekilde psikoterapi kapsamında ele alınması doğru ve kapsamlı bir depresyon tedavisi için mutlaktır. Bilimsel olarak depresif sendromların büyük bir kısmında (değişik çeşitleri vardır) geçerli olmak üzere, ilaç tedavisi ve psikoterapi  beraber uygulandığında etkinliği en yüksek olduğu kanıtlanmış yaklaşımdır.

 

Leave a Comment

Your email address will not be published.